Yaşamı Paylaşmak, Teknede Yaşamak

Denize nazır oturmuş Türkiye’nin en güzel koylarından birindeyiz. İstanbul’da, Ankara’da, Samsun’da, Antalya’da yağmur… Göcek’te Sarsala’da tatlı bir esinti, sıcak bir gün, ılık bir deniz…

Çoluk çocuk aileler tatilde. Hepsi keyifli. Çocuk mutlu, denizde. Anne mutlu, çocuk gülüyor. Baba mutlu, anne huzurlu. Kolay mı küçücük bir alanda yaşamak, yaşarken keyif almak? Hem de hiç değil. Hele seyirdeyken, hele yanaşırken…

Tabloyu çizelim: Baba dümende, yüz kasları seğiriyor. Yeni aldığı yelkenliyi, çarpmadan iki tekne arasına yanaştırması lazım. Tek yardımcısı hiçbir tekne eğitimi almamış ama kocasının sevdası sebebiyle mecburen her tatilini komutlarla denizde geçiren evin annesi. Kadının eline tutuşturulmuş bir halat. O halat kıyıya atılacak, tonoz alınacak, bağlanacak, kıç halatlarına geri koşulacak. Ve tüm bunları normal hava şartlarında, kocası dümendeyken “doğru” bir şekilde yapacak. Koca mağrur bir ifadeyle tekneyi tornistana alır (geri manevra), bir şeyleri yanlış yapar, ya da tam o anda rüzgar basar ve tekne hiç istenmeyen bir pozisyona girer. Halatların acilen kıyıya atılması gerekir. Haliyle kadın elindeki halat yumağını kıyıya sallar, ama halat denize düşer. İşte kadının bittiği an, o andır. Tribünler dolu. Diğer tekneciler işi gücü bırakmış yanaşmayı seyrediyor. Çıt çıkmıyor. Adam başlar bağırmaya, sanki tüm suç kadınınmış gibi “Bir halat atamıyorsun, beceriksiiiiz. Çabuk topla, doğru düzgün at şunu. Bırak bırak, yapamayacaksın belli zaten, onu da ben yaparım!” Kadın perişan, kocasına yaranamamış, koca sinirli, her şey ters gitmiş!

Halbuki adam karısına öğretse, ya da eğitime yollasa, zaman tanısa, dümene onu geçirip, nispeten güç isteyen halat işini kendi yapsa, eşine sadece mutfakta değil, diğer işlerde de ihtiyaç duyduğunu hissettirse o tekne külfet olmak yerine, belki de evleri haline gelecektir.

Çok gezdim, gördüm. Vardı hep birileri yanımda ama yalnızdım. Ta ki diğer yarımı, hayat arkadaşımı bulana kadar. Meğer eksikmişim. Hayat, paylaşınca güzelmiş. Hayat eşinizle güzelmiş. Hayat, onunla kolaylaşırmış.

Çoğu çiftin aksine karada tanışıp denize çıkmadık biz. Denizde bulduk birbirimizi. Göcek’te sevdik, Marmaris’te aşık olduk. Koy koy gezdik. Evimiz teknemiz oldu. Birlikte güldük, birlikte ağladık, takıldığımız her çelmede el ele verdik, birlikte ayağa kalktık. Eksiklerimizi yüzümüze vurmadık, gidermeye çalıştık. Birbirimizi olduğu gibi kabul etmenin önemini fark ettik. Hep toleranslı olduk. İlk adımı atmak için beklemedik, küsmedik, ses yükseltmedik. Dümeni de paylaştık, mutfağı da. Mayıs’ın 15’inde de resmen evlendik.

Benhür’le ilk sohbetimiz tekne üzerineydi. Yüzüme hayretler içinde bakıp “vay be senin gibi delikanlı kızlar da olabiliyormuş” demişti. Saçım hep kısadır, makyaj yapmam, giyim tarzım spordur, “az alışveriş, bol tasarruf”tur sloganım. Halat çekmekten avuç içlerim yaz aylarında hep nasırdır. Yalnız neticede ben de bir kadınım, ben de zaman zaman “kokoş” olabiliyor, naz yapabiliyor, sıkıntımı atmak için alışverişe çıkabiliyorum.

Benhür, yorgun olduğumu fark ettiğinde teknenin o küçücük mutfağına girip yemek pişirebiliyor, bulaşık yıkayabiliyor. Öğrendiği her yeni bilgiyi benimle paylaşıyor, eksiklerimi giderebilmem için yardımcı oluyor. Üstelik bunları yaparken bağırmıyor, kızmıyor.

Tabi tablonun hepsini çizmedim! Her şey bu kadar da güllük gülistanlık olamaz, öyle değil mi?

Mesela çıkarılan hiçbir malzeme kaldırılmaz, öylece bekler. Eliniz deterjanlı, bulaşık yıkarken dışarıdan “spatulayı atar mısın?” şeklinde bir cümle duyabilirsiniz. Halbuki suya girmesinin sebebi o spatulayla bir takım işler yapmaktır. Ama denize girmeden evvel o alet, koltuğun altındaki tamirat çantasından çıkarılmamıştır. Şahsi eşyalar hep bir yerlerde bırakılır, bulunabilmesi için talimat verilir. Çorabının bir teki sancak kıç kamarada, bir teki havuzluk dolabında bulunabilir. Telefonun yeri asla çaldırılmadan tespit edilemez. Bir keresinde dalış elbisesini giymiş, denize girmiş, sudan seslenip yatak altında almayı unuttuğu ağırlıklarını istemiş ve hayatının hatasını yapmıştı!

Küçücük bir alanda, iki faklı tabiattaki insanın dip dibe yaşaması pek tabi ki çok zor. Düşünün ki bir konuda tartıştınız, kaçabileceğiniz en uzak mesafe taş çatlasa 2 metre olacaktır! İşte bu yüzden teknede yaşarken çok daha toleranslı, çok daha saygılı, çok daha sabırlı olmak durumundasınız.

Öte yandan kadınlar için çok fazla avantajı olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Bir defa ütü derdimiz yok, çünkü elektrik yok. Çamaşır deseniz ya elde, ya da marinaların çamaşırhanelerinde yıkanabilir. Dolayısıyla yaşasın mayo! Balık tutabiliyorsanız yanına yapacağınız bir salata ile yemek derdine de son! Mekan küçük olduğundan temizlik de 30 m2 ile sınırlı kalıyor. Zaten erkekler nasıl arabalarına düşkünse, teknelerine de o denli düşkün olduklarından ellerinde bir bez ya fiber temizlerler, ya kromaj parlatırlar. Dış temizlik onlardan sorulur.

Farklı yaradılıştaki iki insanın birlikte yaşaması ne kadar zor olursa olsun, sevgi her şeyin üstesinden gelmektedir. Biraz sabır, biraz tolerans…

Yeni yerler keşfetmenin hazzı, fırtınada mücadele ederken görülen destek, güneşin batışını seyrederken tutulan el, paylaşabilmenin en güzel göstergesi değil midir? Hayat paylaşınca güzel değil midir?

 

2 yorum “Yaşamı Paylaşmak, Teknede Yaşamak

  1. Yaşar -

    Hayatın en yaşanır doğal halini hoş anlatmışsınız.Mutluluğunuz daim olsun…

    Cevapla
    • admin -

      Çok teşekkür ederiz Yaşar Bey, hem ilginize hem nazik yazınıza…

      Sevgi ve saygılarımızla,
      N. Candan Tokyürek

      Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.